292.Basın Açıklaması Gerçekleşti

Güz mevsimine girmemize rağmen halkımız çok sıcak bir gündemin getirdiği sorunlarla yüz yüzedir. 
 Son günlerde artan terör ve şiddet olayları yüzünden insanlarımızın hayatını kaybettiği ve hepimizi derin acıya sevk eden günler yaşıyoruz. Son olarak Afyon’daki askeri birlikte meydana gelen elim olayın bir ihmal mi yoksa bir sabotaj mı olduğu hala belirsizliğini korumaktadır. Gençlerimizin hayatı bu kadar ucuz mudur? Basına yansıyan iddialara göre askeri yetkililer hiçbir uzmanlığı olmayan ve sadece birkaç gündür orada bulunan erlere gece yarılarına kadar mühimmat tasnifi yaptırmışlardır. Son derece ilkel şartlarda yapılan ve can güvenliğini tehdit eden bu uygulamanın sorumluları mutlaka yargı önünde hesap vermelidir. Şayet bu olay bir ihmal ya da kaza değil de bir sabotaj ise o takdirde de siyasi ve askeri makamlara hesap sorulmalıdır. Her iki durumda da yapılması gereken, askeri birliğin başındaki yetkililerin soruşturma sonuçlanıncaya kadar derhal görevden el çektirilmesidir. Ülkemizde kamu yöneticilerinin halka hesap verebildiği en son yerlerden biri de ne yazık ki askeri kurumlardır. Fakat bu çarpık anlayış yıkılmalı, kaybedilen canların hesabını birileri mutlaka vermelidir. Bizler, Afyondaki patlamada hayatını kaybeden gençlerimizin yakınlarının acılarını paylaşırken, bu olayın takipçisi olacağımızı da ifade etmek istiyoruz.

Bu hafta içinde yaşanan ve yine hepimizi üzen bir diğer vahim olay da Ege denizinde batan mülteci teknesinde hayatını kaybeden insanlarımızla ilgilidir. Suriye, Libya ve Filistin gibi İslam dünyasının kanayan bölgelerinden can ve mal güvenliği kalmadığı için kaçarak daha güvenli yerlere gitmeye çalışan mülteci kardeşlerimizin içinde bulunduğu tekne batmış ve en az 63 kişi boğularak hayatını kaybetmiştir. Ölenlerin yarısını çocuklar oluşturmaktadır. İnsan kaçakçılarının zalimliğinin pençesine düşen bu mazlum ve mağdur insanların yaşadığı olay nedeniyle hepimizin alması gereken dersler bulunmaktadır. İslam kültüründeki ensar-muhacir dayanışmasını gösteremediğimiz, onlara misafirperverlik yapamadığımız ve onları anlamaya çalışmadığımız sürece mülteci dramı sona ermeyecektir. Türkiye’ye sığınan binlerce mülteci çok zor şartlar altında yokluk ve sefalet içinde yaşamakta ve ilk fırsatta Avrupa hayali ile kaçmaya çalışmaktadır. Yasadışı ve hiçbir güvenliği olmayan yollara başvurulduğunda da ortaya bu manzara çıkmaktadır. Sonuç olarak mülteci ve sığınmacılara sahip çıkmak hem insani ve hem de İslami bir sorumluluğumuzdur. Ülkelerindeki savaş, çatışma ve zulüm ortamından kaçan bu insanlara iyi davranalım ve ihtiyaçlarını karşılamaya çalışalım ki bir daha bu tür acılar yaşanmasın.

Önümüzdeki hafta buluşmak üzere Allaha emanet olunuz.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir